Информационные технологии История Литературоведение Научные статьи

Türk Birliği Yolunda Bir Yayın: Kırım Mecmuası

Hatem Bekiroğlu Türk

E_mail: hatemturk@hotmail.com

Özet. Edebiyat tarihi ve siyasi tarih çalışmaları için geçmişte yayınlanan dergilerin incelenmesi gereklidir. Bu yazıda, 1917 yılında Osmanlı Türkçesi olarak yayınlanmış olan Kırım Mecmuası üzerinde durulacaktır. Kırım Mecmuası, yayın hayatına 3 Mayıs 1334 (1918) de İstanbul’da başlar. 23 sayı süren yayın hayatı yaklaşık bir yıl sonra 15 Mayıs 1335 (1919) de biter. Kırım Mecmuası, İstanbul’da yayınlanan ve yürekleri eski yurt Kırım’a ağlayan insanların Türk birliği için kalem oynattıkları mecmuadır. Kırım Mecmuası bir cemiyet yayınıdır. İstanbul’da bulunan “Kırımlılar Cemiyeti”, yaklaşık yüz elli yıldır esaret altındaki Kırım’ı gündemde tutmayı amaç edinmiştir. Bu amaçla Kırım’ın tarihini, coğrafyasını, insan ve toplum yaşantısını, dününü deşifre etmeyi düşünmüştür. Mecmua, milli bir gaye edinmiştir. Dolayısıyla mecmuayı besleyen yazıların ekseriyeti de vatan sevgisi ile ilgilidir. Kırım Mecmuası, dil açısından devrinde çıkan veya kendisinden sonra çıkacak olan mecmualara örnek teşkil edebilecek sadeliktedir. İsmail Gaspıralı’nın dil hassasiyeti bu mecmuada da kendisini göstermektedir. Kırım Mecmuası’nın üzerinde en fazla durduğu konu, dağınık halde bulunan Türk boylarının birleştirilmesi meselesidir.

Anahtar Kelimeler: Mecmua, Osmanlı Türkçesi, Kırım, 1917, Kırımlılar Cemiyeti,

 Avrupa’da başlayan aydınlanmanın en önemli araçlarından olan süreli yayınlar, Türkiye’ye girdiği Tanzimat yıllarından sonra memlekette çok önemli işlevleri üstlenmiştir. Süreli yayınlar, başta Avrupa ve dünyadaki her türlü gelişmeleri hızlı bir şekilde memlekete taşımanın yanında hayatın hemen tüm alanlarında kamuoyu oluşturma görevini de yürütmüştür. Gazete ve dergilerin Osmanlı’da tanınmasından sonra memleketin uzak noktalarına da haber / bilgi gönderildiği gibi söz konusu yerlerden de haberler başkent İstanbul’a çabucak gelmektedir. Bunun yanında süreli yayınların başka bir işlevi, bugün Türk Dünyası denilen ve Türkçe konuşulan coğrafyalara dair dikkatlerin de bu araçlarla gündeme taşınması olmuştur. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında aynı tarihlerde Kazan gibi aydınlanmanın daha erken başladığı yerlerde de kullanılmaya başlanılan süreli yayınlar sayesinde Osmanlı’daki çağdaşlaşma güç kazanmıştır. Hasan Bey Zerdabî, İsmail Gaspıralı, Ayaz İshaki, Mustafa Çokay gibi aydınların bu konudaki çalışmaları, Türk dünyasının tamamını etkilemiş ve çağımıza ulaşmış olan Türk birliği fikrinin temeli olmuştur. Bir anlamda Türkçülüğün ilk okulu sayılan bu dönemdeki yayın ve eğitim faaliyetlerinin Türk modernleşmesinde önemli katkıları olmuştur. Türkiye’de II. Meşrûtiyet ve hemen ardından özellikle Selanik’teki Yeni Hayat[i] felsefesi de bu gibi aydınlardan beslenerek süreli yayınlarla Türkçü bir anlayışı yaymaya çalışmıştır. Denilebilir ki, Osmanlı’nın çöküşe sürüklenmesi sürecinde süreli yayınlarla Türkçü kimlik, geniş coğrafyalarda yankı bulmaktadır. Böylece gerek Türkiye Cumhuriyeti devletini gerekse bugün bağımsız olmuş ya da olma mücadelesindeki diğer Türk topluluklarını Ekinci, Tercüman, Türkistan Vilayetinin Gazeti, Ziya, Keşkül, Füyûzat, Molla Nasrettin, Kazak Gazetesi[ii], Yeni Türkistan ve Yaş Türkistan[iii], Kırım Mecmuası gibi yayınlar beslemiştir.

Kırım Mecmuası, Rusya’daki 1917 ihtilalinden sonra İstanbul’da yayına başlayan Arap harfli bir yayındır. Dergi, yayın hayatına 3 Mayıs 1334 (1918)’te başlar. Yayın hayatı 23 sayı süren dergi, yaklaşık bir yıl sonra 15 Mayıs 1335 (1919)’te biter. Mecmuanın müdürlüğünü İstanbul’da kitapçılık yapan S (in) Sûdî yürütür.

Kırım Mecmuası’nın yayın hayatı boyunca hiç değişmeyen yönleri olmuştur. Bunlardan en önemlisi üstlendiği misyondur. Ama önce teknik konulardan bahsetmek gerekirse: Matbaa olarak sürekli İstanbul’daki Matbaa-i Orhaniye kullanılmıştır. Fiyat olarak da hiç değişmeyen rakam 5 kuruş olmuştur. Mecmuanın eski sayıları ise 10 Kuruşa satılır. Abonelik ise seneliği Osmanlı topraklarında 120 Kuruş; yabancı memleketlerde ise 30 Franktır. İlan şartları mahiyetine göre kararlaştırılan bir konudur. Kırım Mecmuası’nın müdürünün yanında bir de mesul müdür vardır ki yayın hayatı boyunca o da hiç değişmemiştir: E (elif) Halil.

Mecmuanın her sayısının logosunda, “Şimdilik on beş günde bir defa neşr olunur” ibaresi olmakla beraber buna sürekli uyulmadığı görülür. Birinci sayı 3 Mayıs 1334’de, ikinci sayı 16 Mayıs 1334’de, üçüncü sayı 30 Mayıs 1334’de, dördüncü sayı 13 Haziran 1334’de… Onuncu sayı 5 Eylül 1334’de, on birinci sayı 26 Eylül 1334’de neşr olunur.

Mecmuanın bütün sayılarında “Mündericat” bölümü vardır.

Kırım Mecmuası’nın sayfa sayılarında bir tutarsızlık vardır. Toplam olarak 392 sayfa bulunan mecmuanın ilk on sayısı 20 sayfa, 11’den 21’inci sayılara kadar 16 sayfa, son iki sayı ise 8’er sayfadan oluşmaktadır.

Kırım Mecmuası’nın idarehanesi Bâb-ı Âlî’de bulunmaktadır. Fakat sekizinci sayıya kadar numara 40’da olan adres, bu sayıdan sonra Bâb-ı Âlî Caddesi, numara 161, Sûdî olmuştur.

Birinci sayının logosunda bulunan “İlmî, edebî, târihî ve ictimâî mecmua” cümlesi diğer sayılarda bulunmamaktadır.

Gazeteye gönderilecek yazıların yayınlanması ile ilgili olarak da her sayıda tekrarlanan bir not vardır: “Mesleğimize muvâfık olan makâlât ve mâlumâta sahifelerimiz açıktır. Gönderilen yazılar derc edilsin edilemesin iâde olunmaz.”

Kırım Mecmuası, İstanbul’da yayınlanan ve yürekleri eski yurt Kırım’a ağlayan insanların Türk birliği için yazdıkları mecmuadır, denilebilir. Kırım Mecmuası’nın misyonu, mecmuanın ön sözü niteliğindeki “Tuttuğumuz Yol” başlıklı imzasız yazıda anlaşılır:

“(Kırım Mecmuası) şanlı Osmanlı ve müttefik ordular silahlarının (Büyük Turan) mefkûresine müsaid olarak ihdas eylemiş olduğu vaziyetin mevlîdidir…

Turan ırkına mensub milletlerin yekdigerine takarrüb hususundaki temayülünün şiddetine, lisan hususunda görülmekte olan tekâmül en büyük bir delil teşkil eder.

(Kırım Mecmuası) bu temâyüle hizmet edecek ve Osmanlı Türkleriyle Rusya Müslümanları arasında bu râbıta-yı ilmiyye ve harsiyye tesîsine çalışacaktır…” (İmzasız 3 Mayıs 1334 / 1918: 1)

Buna çok benzeyen duygular, bir sonraki sayfada bir manzume olarak görülür. Çerçeve içinde bulunan ve “M. Kahraman’a” ithaf edilen derginin önemli isimlerinden Şevki Bektöre’nin şiirinde derginin tamamını kapsayan anlayışı ile ilgili değerlendirmede bulunmak mümkündür.

“Kırım için

Ah! Ey yeşil ada, ey ana yurdu!

Parçalarken seni şimâlin kurdu,

Nerde, yok mu bugün bir Altınordu;

İmdâdına koşsun, isterim, hani?

 

Benzetirim seni saçılan âha

Kudurgan dalgalı Bahr-ı Siyâha;

Öksüzsün, esirsin deyip şimâle

İnliyorsun fakat dinleyen hani?

 

Altın destanlı günlerin vardı

Güneşin bir melek gibi doğardı

Lâkin zulümlerle saçın ağardı

Menkıbeni yazıp söyleyen hani?

 

Ey vatan, ey ana! Ulusun, ulu

Her köşen kahraman şehidle dolu

Bilirim sendedir cennetin yolu

Gidip de uğruna can veren hani?

10 Teşrîn-i Sânî 33 Fatih”(Şevki Bektöre 3 Mayıs 1334 / 1918: 2)

 

Kırım Mecmuası bir cemiyet yayınıdır. İstanbul’da Bâb-ı Âlî Caddesi’ndeki Orhan Bey Hanı’nda bulunan “Kırımlılar Cemiyeti”, yaklaşık yüz elli yıldır esaret altında bulunan yurtları Kırım’ı kamuoyunda tutmak amacıyla Kırım’ın tarihini, coğrafyasını, insanını, insan ve toplum yaşantısını, düşünüşünü söz konusu etmeyi amaç edinmiştir.[iv]

Kırım Mecmuası’nda yazanların büyük bir kısmını yine Kırım kökenli yazarlar oluşturur. Bu insanlar, Rus zulmünden “Ak Topraklar” dedikleri Osmanlı’ya sığınıp gönülleri Kırım’da kalan vatanseverlerdir. Bu yüzden, dergi sayfalarında ülke özlemi, sürekliliği arz eder.

Mecmuanın yayınlandığı yıllarda Rusya’da Bolşevik ihtilali ile otorite boşluğu doğmuştur. Bu karışık durumdan Kırımlılar da istifade etmek için bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Kırım’da olan bu gelişmeler her zaman İstanbul’da takip edilmiş, özellikle Kırım Mecmuası’nda işlenmiştir. Kırımlılar Cemiyeti 2 numaralı mecmuanın 40. sayfasında istiklal dolayısıyla Osmanlı devletine teşekkür ilanı vermektedir. Yine aynı sayının “Kurultay Kânûn-ı Esâsîsi ve Hükûmet-i Milliye” adlı ilk yazısı, Kırım’daki millî kurultayın toplanması ve ilân-ı devlet ile ilgilidir. Bu yazıda:

“Kırım Müslümanları Rusya hükûmet-i merkeziyesi tarafından ‘Her milletin kendi mukadderâtını bizzat tayin etmesi’ esası kabul edildikten sonra faaliyet-i milliyelerini bir kat daha takviye eylediler. Kırım Müslümanları ‘millet’ olarak kendi mukadderâtını tayine teşebbüs eyledi ve ‘Kırım Müslümanları İcra Komitesi’ ahaliyi ‘Kurultay’ itihabâtına davet eyledi. ‘Kurultay’ meclisi Bahçesaray’da toplandı ve meclis-i müessesân halinde in’ikâd ederek âtîye derç eylediğimiz Kânûn-ı Esâsî’yi kabul eyledi[…]”(İmzasız 16 Mayıs 1334 / 1918: 21).

Denilerek gelinen yeni durumda Kırım Müslümanları’nın neler yapacağı anlatılmaktadır. Yazıda ayrıca söz konusu “Kânûn-ı Esâsî”nin maddeleri de yer almaktadır. Bu şekilde mecmuanın bütün sayılarında Kırım ile ilgili sıcak haberler mevcuttur.

Mecmuada isimsiz olarak yazılan bir makalede “Kırımlılar Cemiyet-i Hayriyyesi” tanıtılarak faaliyetleri, mütevelli heyeti, üyeleri, varidâtı ve ülküleri hakkında ayrıntılı bilgiler vardır.

Cemiyet-i hayriyye arz olunduğu vecihle mühim bir vaziyetin sevkiyle meydana gelmiştir. Rusya Türk Tatarlarını acilen memâlik-i Osmâniyyede tanıtmağa çalışmak ve onların menâfîne hizmet etmek icab ediyordu..” (İmzasız 8 Ağustos 1334 / 1918: 134).

Kırımlılar Cemiyeti değişik etkinliklerle amaçlarını etkin bir şekilde sürdürmüşlerdir. Şehzadebaşı Şark Tiyatrosu’nda 16 Mayıs 1334 (1919) Pazartesi günü cemiyetin kadın kollarının düzenlemiş olduğu “Kırım Yararına Müsamere” buna yalnızca bir örnektir. Mecmuanın ikinci sayısının arka kapağında bu müsamare ile ilgili ilan vardır. Ayrıca Kırımlı olup da istidatlı olan öğrencilerin Avrupa’ya eğitim için gönderilmesi konusunda da Kırımlılar Cemiyeti ve Kırım mecmuası aktif rol oynamıştır. Mecmuanın 10. sayısının 200. sayfasında “Macaristan’a Talebe İ’zâmı” başlıklı ilânında söz konusu ülkeye gönderilecek öğrenci adedi, branşı ve gönderme şartları ile ilgili yazı bulunmaktadır. Takip edilen sayılarda da şartlara uygun öğrenci isimleri ilân edilir. Daha sonra da bu öğrencilerin gidilecek yere vâsıl oldukları haberi verilir. Derginin 13. sayısının 242-244. sayfalarında Seyid Celil Şemî’nin “Avrupa’ya Talebe Göndermek” adlı bu konuyla ilgili makalesi vardır. Bu ve buna benzer yazı ve ilanlarla Kırım Mecmuası, Avrupa’ya talebe göndermenin yararı ve gerekliliğine sık sık işaret eder. Gönderilecek talebelerde aranılan birinci şart ise Kırımlı olmasıdır.

Bu tarihlerde İstanbul’da Kırım ile ilgili bir başka cemiyet, “Tatar Cemiyet-i Hayriyesi”dir. Bu cemiyet de aslında Kırımlılar Cemiyeti ile aynı amaç için kurulmuştur, ancak iki cemiyet arasında soğuk rüzgârların estiği Kırım Mecmuası’nın 10 numaralı sayısında görülür. Mecmuanın 10. sayısının 199-200. sayfasında imzasız olarak yazılmış olan “Tatar Cemiyet-i Hayriyyesi ve Tevzî-i Hakîkat” adlı yazıda bu soğukluk görülür. Fakat 16 numaralı mecmuanın 396. sayfasındaki “İrtihal” başlıklı ilanda Tatar Cemiyet-i Hayriyesi riyasetinde bulunan ve Eskişehir Çiftçi Bankası müdürü olan Abdurrahman Bey’in ölümü ile ilgili taziye ve iyi niyet yazısı da yayınlanır.

Kırım Mecmuası için İsmail Gaspıralı çok önemli bir abide şahsiyettir. Mecmuada ona iltifatların ötesinde, onun açtığı yoldan gidilmesi için “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarının yüceltilmesi bir gurur kaynağıdır. Mecmuanın yazarlarından olan Abdülhamid Şâmil’in hâtırat yazısında, faaliyetinin 25. yılı sebebi ile 1907 Mayıs sonlarında Bahçesaray’da düzenlenmiş olan meşhur şenlikte İsmâil Gaspıralı’nın şu sözlerine yer verilir.

Evladım, sevgili çocuklarım, siz bugün çok küçüksünüz fakat istikbalde hepiniz büyük adam olacaksınız. Ben bugün sizi parlak bir istikbal ağacının yeni açmış goncaları telakki ediyorum. Evlatlarım, çalışınız, okuyunuz, tembel olmayınız, asla tembel olmayınız” (Abdülhamid Şâmil 3 Mayıs 1334 / 1918: 7).

Kırım Mecmuası, dil açısından devrinde çıkan veya kendisinden sonra çıkacak olan bütün mecmualara örnek teşkil edebilecek sadeliktedir. İsmail Gaspıralı’nın dil duyarlılığı bu mecmuada da kendisini göstermektedir. Zaman zaman Kırım Türkçesiyle özellikle manzumeler yazılmışsa da bu şiirlerin alt kısmında İstanbul Türkçesi lügatçesi bulunmaktadır. Mecmuada Kırım’ın halk edebiyatına ait parçaların genellikle mahalli ağızla yazıldığı görülmektedir. Kırım Giray Han zamanında yaşamış olan şair Edib Efendi’nin sefernamesinden alınan küçük parça bu konuyu ispatlar.

“…Yaş boyarı zur Bayar hediyesi kırklama

Kırk aygır kırk tana cümlesi hep saylama …” (Edib Efendi 3 Mayıs 1334 / 1918: 19).

Kırım Mecmuası’nın üzerinde en fazla durduğu konu, dağınık halde bulunan Türk boylarının birleştirilmesi meselesidir. Raşit Uşşakî Çorabatır’ın 14 numaralı mecmuanın 270-272. sayfasındaki “Gazete” başlıklı makalesinde bu konu tartışılır. Birlikte düşünmek ve yaşamak için iletişim araçlarını konu alan bu yazıda İstanbul’daki Osmanlı gazetelerinin dilinin ağır olmasından kaynaklanan problemler dile getirilir. Bu yazıda, millet olmanın en önemli şartlarından birinin ortak bir ağız olduğu ısrarla vurgulanarak Gaspıralı’nın “Tercüman”ının herkese örnek olması gerektiği söylenir. Bu konu, Safveti Kemal’in 2 numaralı mecmuanın 27-28. sayfalarındaki “Türklük-Tatarlık” makalesi ile başka bir alanda ele alınmaktadır. Burada yazar, Anadolu Türklüğünün kendilerine “Tatar” diye alay etmesinden yakınarak aslında kendilerinin de Anadolu’daki Türkler kadar Türk olduklarını söyler:

Türk ile Tatar’ın örfen ve tarihen bir millet efradından olduklarını ve kan ve can kardeşi bulunduklarını bilemeyecek ve bu hakikati idrak edemeyecek kadar safderun ve sadedi olanlar bundan sonra olsun tashih-i zihn ve fikr ederlerse korkmasınlar ki yine netice Türk ile Tatar’ın ve sonra yavaş yavaş bütün dünyada mevcud dini bir, dili bir fakat söylenişleri başka cemiyetlerin bir vahdet-i milliye ile birleşip kucaklaşmalar olacaktır” (Safveti Kemal 16 Mayıs 1334 / 1918: 27).

“Tatarlık” ile ilgili olarak Kırım Mecmuası’nın 13. sayısının 234-237. sayfalarında A (yın) Aziz’in “Türklük mü Tatarlık mı” başlıklı önemli bir makalesi vardır. Bu makalede Tatar isminin Kırımlı Türklere ne zaman, ne amaçla ve kimler tarafından verildiği ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Dergi, başka yazılarla da konuya dair hassasiyetini göstermektedir.

Kadınlıktan iktisadi yaşantıya, coğrafi bilgilerden halk edebiyatı ürünlerine, Rus inkılabından, Osmanlı ve Kırım tarihi ile ilgili bilgilere, komşu ülkeler ile ilgili bilgilerden Kırım’daki düğün adetlerine, diğer Türk boyları ile ilgili edebiyat ve tarihe kadar kısaca Kırım ve yaşama dair pek çok şey, Kırım Mecmuası’nın sayfalarında bulunmaktadır. Örneğin 5. Sayının ilk yazısı “Kırım’da Nüfus Ekseriyeti” başlığı altında A.(ayın) K.(kef) Hanif, Kırım’daki nüfus oranları üzerinde Osmanlı basını ve yabancı basında yer alan bilgilerin gerçeklerden uzak olduğunu anlatarak konuyla ilgili bilgiler vermektedir. Derginin 8. sayısındaki Hüssam Giray’ın “Kırım’da Maarif Meselesi” adlı yazısı, eğitim konusunu irdelemektedir.

Ömer Seyfettin’in aşağıdaki yazısı derginin genel anlayışını göstermektedir:

İçtimâiyyât

Büyük Türklüğü Parçalayan Kimlerdir?

Eskiden Türk milletini parçalayan iki kuvvet vardı:

1-Rus pençesi

1-Millî gaflet

Birinci kuvvet artık kırıldı. Fakat ikinci kuvvet hala duruyor. Bu kuvvete karşı uğraşmak bugün bütün milliyetini idrak etmiş Türkler için bir farzdır.

Türk âlimleri, Türk edipleri, Türk şâirleri, Türk sanatkârları bu gaflet kuvvetine birleşmeli, onu öldürmeli…

Fakat hücumdan evvel düşmanın vaziyetini anlamak lâzımdır. Türklüğü parçalamak isteyen bu “gaflet kuvveti” nedir? Nereden çıkmış, nereden gelmiştir? Bunu anlamalıyız. Hakikatini anlamak için bazı malumat ister:

Millet nedir?

Bugün bütün dünya “dini bir, dili bir olan” cemiyete “millet” der. Dinleriyle lisanları bir olan cemiyet bir tek millet demektir.

Mesela Almanlar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, ilh… Birer millettir. Dinleri bir, (mezhepleri değil) dilleri birdir. Misal gibi Almanları alalım. Bütün Almanların edebiyatları, harsları birdir. “Hars- culture” bir milletin dîni, bedii ahlâkı duygularının mecmuuna derler. Fakat bütün Almanların dilleri harfi harfine bir değildir. Şimal, cenub, garb, şark Almanlarının dilleri arasında bir lehçe, farkı vardır. Her kıtanın ayrı bir şîvesi vardır. Ama bütün Almanların “ilim ve edebiyat” lîsanları birdir. Harsın lîsânı birdir. Ruhların lîsânı birdir. Fransızların da öyle… Gaskat, Norman, Fransî, Konte ve ilh… “Lehçe” vardır. Fakat edebî, ilmî lisanları birdir.

Dinleriyle dilleri bir olan Türkler de bir millettir. Türk milletinin dini İslam’dır, dili Türkçe’dir. Fakat her millet lîsânı gibi Türkçe’nin de muhtelif “lehçe”leri, muhtelif, “şîve”leri vardır. Gafiller bu lehçe farklarını ayrı ayrı diller sanıp ulu bir milleti parça parça etmeye kalkarlar.

Türk, Tatar, Mişer, Tiyetr, Başkırd, Kazak ve ilh… gibi en aşağı kırk elli parçaya ayırırlar. Türklere “lehçe” farklarını “lisan farkı” zannettiren bu Rus siyasetidir. Ruslar büyük bir milletin harsça birleşmesini istemiyorlardı. Şimal Türklerine:

-Siz Tatarsınız!

Diyorlardı.

Hâlbuki “Tatar” lîsânı Türkçe’den tamamıyla ayrıdır. “Tatar” Türk’ten başka bir kavimdir ki henüz bakiyesine Kafkasya’da rast geliriz. “Çeçen’ler, Lezki’ler vesâire gibi…”

Şimal Türkleri katiyen Tatar değillerdir. Tatarlık Rusların iftirasıdır. Bir siyasetidir. İstanbullular, Anadolulular ne kadar Türk’se Buharalılar, Semerkantlılar, Türkistanlılar, Kaşkarlılar, Kafkasyalılar ne kadar Türk’se şimal Türkleri de o kadar Türk’tür!

Osmanlı imparatorluğu içinde yaşayan Türkler bir vakitler “millî gaflet” neticesi olarak “devlet”i “millet” tanıyorlardı. Hâlbuki “devlet” başka “millet” yine başka bir şeydir.

Devlet: siyâsî bir cemiyettir.

Millet: harsî, yâni dînî, lisânî, ahlâkî bir cemiyettir!

Daha uyanmadan biz de devletimize kendimizin ismini veriyor, “Osmanlı” diye diğer Türklerden ayırıyorduk. Sonra gördük ki devlet millet demek değildir. Devlet ismi millet ismi olmaz. Nitekim Belçika, İsviçre Fransızları Fransa Fransızları gibi Fransız’dır. Ayrıca bir Belçika milleti, bir İsviçre milleti yoktur. Belçika, İsviçre devletleri vardır ve fakat ayrı ayrı milletleri yoktur. Belçika’daki Fransızlar, İsviçre’deki Fransız hep Fransızdır.

Hakikat bizde de böyle:

Bir Osmanlı devleti var. Bu devletin fertleri olan Anadolulular, İstanbullular halis Türklerdir. Osmanlı devletindeki Türkler aralarındaki “lehçe” farkı için birbirlerini yabancı saymazlar. Anadolu’nun her vilayetinde ayrı bir lehçe, ayrı bir şîve vardır. Ama kimse “Kastamonu Milleti, Konya Milleti, Erzurum Milleti, İstanbul Milleti” demez. Hepsinin ilmî, edebî lîsânı birdir. Devlet içinde nasıl böyle bir birlik varsa dışında da vardır.

Türklerin muhtelif ülkeleri, muhtelif devletleri olabilir. Fakat lîsanları, dinleri, milliyetleri birdir.

“Turan” bir devlet değil, harsî, millî bir vatandır. Türklerin oturduğu, ekseriyet teşkil ettiği yerler hep Turandır. Siyâsî hudutlar büyük Turanı parçalayamaz.

Bu hakikatleri birkaç sene evvel biz gezerken karşımıza birtakım gafiller çıkıyorlar, Osmanlılığın Türklükten ayrı bir millet olduğunu ortaya sürüyorlardı. Artık bugün Türkiye’de böyle gafiller kalmamıştır. Herkes milletini, milliyetini tanımıştır. İsmâil Bey merhumun “dudu kuşu lîsânı” dediği eski Arapça, Acemce terkipli edebiyat lisânını da bıraktık. Bugün yeni yetişen genç şâirler, edipler konuştuğumuz tabii Türkçe ile yazıyorlar. Dillerinde millî Türk sarfından başka hiçbir lîsânın kâidelerini kullanmıyorlar. Dârülfünûnumuz millî lisâna taraftardır.

“Dilde, fikirde, işte birlik” şiârıyla bütün Türk milletinin birleşmesine çalışan İsmâil Gasprinski Efendi de vaktiyle Turan’da anlaşılamamıştı. Şimal Türkleri “Nur” gazetesiyle “Biz Tatarız!” diye bu büyük adama itiraz ediyorlar, onun millî hakikatini idrak edemiyorlardı. Zaman geçti. Hakikat ilerledi, bu hakikati tutmak isteyen el kırıldı. Şimdi bütün Türkler bunu bilmelidir:

1- Dünyada (dini, dili bir) büyük bir Türk milleti vardır.

2- Ayrı ayrı (Türk devletleri) olabilir. Kırım, Kafkasya, Buhara, Türkistan ve ilh… Fakat ayrı ayrı Türk milletleri olamaz!

3- Ayrı ayrı (Türk lehçeleri) olabilir. Kastamonu, Erzurum, Azerbaycan, Bakü, Kazan, Hokand, Kaşgar ve ilh… lehçeleri gibi! Fakat ayrı ayrı Türkçe olamaz. Umumi Türkçe birdir. O da en büyük Türklük merkezinin, hakanın, halifenin oturduğu, Türk dârülfünûnunun bulunduğu yerin lîsânıdır! Yani (İstanbul Türkçesidir!)

Büyük İsmâil Bey Tercümanı bu umumi lisanla yazıyordu.

Bugün Türk milletinin bir mefkûresi vardır. O da: “harsça, yani lisanca birleşmektir.” Ayrı ayrı Türk devletleri olsun. Bunun zararı yok. Fakat ayrı ayrı lisanlar bizi mahveder.

Ulu bir milleti yine düşmanlara esir yapar. Medeniyet kafilesine insan gibi karışamayız. Terakki edemeyiz. Kuvvetlenemeyiz!

“Lisanca birleşmek” gazeteler, kitaplar vasıtasıyla olur. Her Türk İstanbul Türkçesi’yle yazmayı bir “hamiyyet” bilmelidir. Turanın bütün gazeteleri İsmâil Bey merhumun Tercüman’ı gibi bir lisan kullanmalı, mahallî lehçeleri uğruna milletimizin müşterek lîsânını soldurmamalıdır!

Lîsânî ve harsî Türk birliği için şimdilik yapılacak şunlardır:

1- Gazeteleri, kitapları İstanbul Türkçesi’yle çıkarmak, Kırım “Tercüman” gazetesinin lîsânını her tarafa neşr etmek!

2- Türklerin Tatar olmadığını ve Tatarların şimal Türkleri falan olmayıp başka bir kavim olduğunu ilimle ispat etmek. Eski Rus propagandasını iflas ettirmek.

3- Turan’ın her tarafından, her vasıta ile İstanbul’a gelmek. İstanbul milliyetperverliğiyle temasta bulunmak.

4- Zenginlerin çocuklarını tahsil için İstanbul’a göndermeleri.

5- İstanbul’un millî gazeteleriyle, millî neşriyâtıyla, gayri millî ve muzır gazetelerini, milliyete muzır kitaplarını ayırt etmek. (Çünkü İstanbul’da hala Arapça, Acemce terkipli ve millî lîsâna taban tabana zıt bir ifade kullanan küçük bir hizb vardır. Bunların Türklüğün harsen birleşmesine alenen itiraz etmezlerse de, konuşulan tabii Türkçe’ye muhalif neşriyatları bu emelde olduklarını ispata kafidir. Bunların mânâsız ve gayri vârid bir “devlet” asabiyetle “millet” mefkûresine kindar olan birtakım gafillerdir. Parlayan hakikat güneşi bir gün şüphesiz onları da uyandıracaktır!)

Türklerin lisanca birleşmesi, bütün Turan’ın birleşmesi demektir. Kırım’ın büyük evlâdı İsmâil Bey son nefesine kadar bu âlî mefkûreyi hakikat haline getirmeye çalıştı. Hatta biz Osmanlı Türklerini bile uyandırmaya uğraşıyordu. Turan halkı onun sözlerini dinlemediği için ne kadar geri kaldı. Bugün tali bize yardım etti. Rus devi öldü. Allah bize hürriyet nimetini verdi. Şimdi bunlardan istifade ederek eski hatalarımızı düzeltelim. “Dilde, fikirde, işte birlik!” bayrağı altında yürüyelim. Büyük Türklüğü parçalayan “gaflet” karanlığını aydınlatalım.

Biz Türklerin (Dilde, fikirde, işte) birleştiği zaman büyük İsmâil Bey’in büyük rûhu kim bilir ne kadar şâd olacaktır!

İstanbul, 30 Nisan 1918 (Ömer Seyfeddin 3 Mayıs 1334 /1918: 3-5).

Rusya’daki Bolşevik devriminden sonra Kırım’da oluşan yeni durumla birlikte bağımsızlık mücadelesini İstanbul’da desteklemeyi amaç edinen Kırım Mecmuası, bir cemiyet yayınıdır. Cemiyet, dergi aracılığıyla hem Kırım’daki harekete manevi bir güç olmak hem de Türklük bilincini Osmanlı coğrafyasında sıcak tutmak amacıyla yayın yapar. Ortak dille yayın yapan dergi, zaman zaman Kırım Türkçesini de kullanarak dili zenginleştirme amacı da güder. Dergi ilk sayısının başında “Rıza Tevfik, Köprülüzade Mehmet Fuad, Hamdullah Suphi, Ağaoğlu Ahmet Bey” gibi isimlerin gelecek sayılarda yazısının yayınlanacağını söylese de bu mümkün olmayıp genelde Kırım özelinde kalan bir çizgi gösterir. Dergide 25. sayıyla ikinci cilt ve ikinci yıla geçileceği; yeni dönemde pek çok değişikliğin olacağı, fiyatla birlikte kalitenin de artacağı ifade edilmekle birlikte dergi, 23. sayıyla sonlanmıştır.

Kırım Mecmuası, yayın hayatı boyunca Türk birliği için çalışmıştır. Bunun yanında Kırım’ın tarihi ve kültürü sürekli olarak söz konusu edilmiştir. Bu şekilde Osmanlı’daki Kırım kökenli insanların aidiyet duyguları sıcak tutulmaya çalışılmıştır.

Kaynaklar:
  1. Abdülhamid Şâmil. Büyük Gasprinski’nin Tezkirnâmı // Kırım Mecmuası. – 1918. – № 1. – Mayıs 3.
  2. Balcı Sezai. İsmail Bey Gaspıralı Döneminde (1851-1914) İstanbul’da Bulunan Kırım Uleması, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi Prof. Dr. Yılmaz Kurt Armağanı, I, (Ed. Hatice Oruç-Muhammed Ceyhan), Ankara, Akçağ Yay., 2016. – S. 165 – 183.
  3. Bayraktar Rasim. Türkistanlı Aydınlarımızın Siyasi ve Yayın Mücadelesi: Mustafa Çokayoğlu ve Etrafındakiler // Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. – 2013. – Sayı: 39, Erzurum, ss. 307 – 336.
  4. Edib Efendi. Kırım Halk Edebiyatından – Sefername // (3 Mayıs 1334 / 1918), Kırım Mecmuası. – 1918. – Mayıs 3.
  5. Erişirgil Mehmet Emin Bir Fikir Adamının Romanı Ziya Gökalp. – İstanbul: Remzi Kitabevi, 1984.
  6. İmzasız. Tuttuğumuz Yol // Kırım Mecmuası. – 1918. – Mayıs 3.
  7. İmzasız. Kurultay Kânûn-ı Esâsîsi ve Hükûmet-i Milliye // Kırım Mecmuası. – 1918. – Mayıs 16.
  8. İmzasız. Kırımlılar Cemiyet-i Hayriyesi // Kırım Mecmuası. – 1918. – Ağustos 8.
  9. Ömer Seyfeddin İçtimâiyyât – Büyük Türklüğü Parçalayan Kimlerdir? // Kırım Mecmuası. –1918. – Mayıs 3.
  10. Safveti Kemal. Türklük Tatarlık // Kırım Mecmuası. – 1918. – Mayıs 16.
  11. Şevki Bektöre. Kırım İçin // Kırım Mecmuası. – 1918. – Mayıs 3. – S. 2.
  12. Türk Hatem Kırım Mecmuası // Karadeniz Araştırmaları. – 2008. – № 18. – S. 71 – 81.
  13. Türk Vahit Kazak Gazetesi // Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi. –2005. – № 19. – S. 131 – 138.

Хатем Бекироглу Тюрк

 На пути к объединению тюрских племен: Журнал Крым

 Аннотация. Сегодня научные исследования в области политической и литературной жизни общества ярко отражают потребность изучения, расшифровки старых оригинальных изданий. В настоящей статье, рассматривается «Журнал Крым» (“Kırım Mecmuası”) издаваемый на Османском языке с 1918 года (Стамбул, 3 мая 1334 (1918) ). Журнал издавался до 15 мая 1335 (1919) года и всего было выпущено 23 номера. Таким образом, целью вышеупомянутого литературно-исторического альманаха было, прежде всего: отразить историю, географию и жизнь крымских татар, а также объединить другие тюркские народы. Журнал Крым с точки зрения языка описания мог быть примером для других изданий, которые выходили не только в тот период, но и для всех будущих изданий.

Ключевые слова: Журнал, Османский язык, Крым, Общество Крымчане.

Hatem Bekiroglu Turk

A Publication on the Path of the Turkish Unity: Kırım Mecmuası (The Magazine of Crimea)

Abstract. It is needed to be examined the magazines which were published in past times for the studies of history of literature and policy. That article focuses on Kırım Mecmuası published in 1917. The Kırım Mecmuası (The Magazine of Crimea) starts its publication on March 3, 1334 (1918) in İstanbul and it continues till the date of May 15, 1335 (1919); it has 23 volumes. The Kırım Mecmuası is a review published in İstanbul with the aim of uniting the Turks by the people who carry for their former motherland, Kırım. It is a society publication. “Kırımlılar Cemiyeti” (The Society of Kırım People) in İstanbul purposed to transcribe the history, the place, the people, the culture of Kırım to hold it on the agenda. As a result, the main theme used in the review is based on motherland. Kırım Mecmuası has the quality to be a guide for the past and post reviews in the aspect of proficiency of using language. İsmail Gaspralı’s talent to use language effectively can also be easily seen in that review. And the most common topic examined in that review is to unite the Turkish societies which are scattered.

Keywords: Magazine, Ottoman language, Crimean, 1917, The society of Crimean People.

[i] İttihat ve Terakki Cemiyeti, Meşrûti yönetimin ardından Osmanlı’da kültürel anlamda daha güçlü bir sistem kurması için Ziya Gökalp’i görevlendirir. “Kâbe-i Hürriyet” (Erişirgil 1984: 67) olarak adlandırılan Selanik şehrini merkez olarak gören Ziya Gökalp, farklı düşüncelerin kolayca yaşayabildiği bu şehirde, meşrutiyet inkılâbını yeterli görmeyip daha çok gençlere ve yeni nesillere ışık olabilecek bir “nesil inşaası”na girişir. Bu anlamda “Cemiyet-i Mukaddese”nin (İttihat ve Terakki) “Merkez-i Umûmî Azası” (Erişirgil 1984: 67) olarak seçilen Ziya Gökalp, elindeki bu son derece önemli kıymeti, gençleri uyandırıp onları teşkilatlandırmak, okuma, yazma ve düşünmeye yönlendirmek, onlara iş bulmak için kullanmıştır. Cemiyetin önemli bir boşluğunu doldurmaya çalışan Ziya Gökalp’in etrafında önemli bir kitle oluşur. Böylece İstanbul’daki kültür ve sanat yaşantısına alternatif olabilecek çapta Türkçü bir hareket ortaya çıkmış olur. Bu, “Yeni Hayat” hareketi olarak adlandırılır

[ii] Konuyla ilgili bir çalışma için bk. Vahit Türk, (Güz 2005/1) “Kazak Gazetesi”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, nr. 19, s. 131-138

[iii] Konuyla ilgili bir çalışma için bk. Rasim Bayraktar, (2013) “Türkistanlı Aydınlarımızın Siyasi ve Yayın Mücadelesi: Mustafa Çokayoğlu ve Etrafındakiler”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 39, Erzurum, ss. 307-336

[iv] Osmanlı zamanında İstanbul’da bulunan Kırımlıların ileri gelenlerinden bir kısmını da Kırım kökenli ulemâ oluşturmaktaydı. Bunlar, Osmanlı ilmiye bürokrasisinde daha çok müftü, dersiam, müderris ve naip olarak yer almışlardır. Özellikle İsmail Gaspıralı ile çağdaş olan Kırım ulemâsının İstanbul’daki faaliyetleri için bk. Sezai Balcı, (2016), “İsmail Bey Gaspıralı Döneminde (1851-1914) İstanbul’da Bulunan Kırım Uleması”, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Tarihi Prof. Dr. Yılmaz Kurt Armağanı, I, (Ed. Hatice Oruç-Muhammed Ceyhan), Akçağ Yay., Ankara, s. 165-183

Об авторе

Таир Керимов

Таир Керимов

Оставить комментарий